iletişim için (212) 286 00 46
Asemble
10 Dakika



Her şeyin bir anda olduğuna inanmak ne kadar zorsa, her şeyin bir anda yıkıldığına inanmak da çok zor… Bir yemeği yaparken verilen uğraş ve emekler, o sonsuz çaba... Alışverişe git, en iyisi ve tazesi, en güzeli ve kalitelisi olsun diye saatlerce seç, araştır. Sonra dolaba diz, yerleştir, her seferinde bir miktarı dolaba sığmadığı için "nasıl oldu da bu küçük dolabı aldım" diye kendini suçla.

Her şeyi aldığını sanırken, yemek yapmaya başladığında domatesi unuttuğunu fark et. Kim unuttu? Kim gidecek kavgası. Sıkıntı uzamasın ve mutluluk bozulmasın diyen ben ve yeniden marketin yollarına düşen ben. Yemeği pişirmek için 2 saatlik uğraş ve sonucunda masada buluşma. En fazla 10 dakikada tabakların boşalması. Tam bir facia… Bütün gün uğraş ve 10 dakika, hepsi bu mu? Bir de unutulan teşekkür. Bütün bu masraf için kaç gün işyerine gittik? Kaç gün patronların ağız kokusunu çektik? 10 dakika ve bitti.

Hayatın tamamı gibi… Günlerce arkadaş olmak için arkasından koşmalar, kovalamacalar, bir kahve içmenin mutluluğu, yemekler, sinemalar ve sonunda 10 dakikalık beklenti altında mutluluklar. Her şey, bütün bu uğraşlar 10 dakika için mi? Bu saçma sapan uğraşların gerçek nedeni ne? Her gün 8–10 saat çalışmak ve aldığın ücretle, istediğin hayatın 10’da birini yaşamak. Bütün yıl çalışmak ve 10 gün tatile gidebilmek için günleri saymak. Her şeyi bir 10 sayısı için mi yapıyoruz? 1 ve 0. İkilemin doğduğu yer. Bilgisayarın dili. 1 bütünlüğün hatta Tanrı’nın varlığının simgesi. 0 yok edişin. Zıtların uyumu gibi… 1 ve 0.

Kadın ve erkek, gece ve gündüz, sevgi ve nefret. Hep zıtlıklar. Tanrı’nın bile yaratılıştan bugüne zıtlıklardaki uyumu dile getirdiği, melek ve şeytan.

"Nereden başladık nereye doğru gidiyoruz?" diye sorma. Kapağı çevirdiğinden beri beraber ilerliyoruz. Bir şey bulmak için değil, bulmamak için de değil. İlla ki neden diye sorarsan, her şeyin bir anda olduğunu anlamak için, zıt ve farklı olanın nereden geldiğini inceliyoruz. Her şey "ol" denildiğinde olduysa, neye ihtiyaç duyuyoruz ki? Zıttı yaratılıyor.

Unutulan domates mi? Yoksa bir uğraşın ve yemeğin lezzeti mi? Bütün günkü koşturma karın doyurmak ve masrafları karşılamak için mi? Yarattığımız dünyamızla tanışmak için mi? Çocuk sahibi olma isteği ile yanıp tutuşurken; ilkini büyük zorluklarla büyütürken ve istediğimiz kadar zaman ayıramazken, ikincisi… Eğer o da kız olursa zıtlığı tamamlayamadığımız dürtüsü ile bir daha denemek ve zıddını bulana kadar uğraş vermek. O zaman mutlu olacağımızı ve tam olacağımızı hissetmek. Her şey bir anda olduysa neden sonradan istemek ve bir olabilmek için uğraş vermek?

Madde dünyasında; param olsa, çocuk istiyorum; güzel bir ailem olsa yeterli param yok; bunlar tam olsa bu sefer ruhen arayıştayım; tam ve mutlu değilim, o halde hakikat nedir? Arayış ve hayatımızın hep eksik olduğu düşüncesi, hipnoz içinde koşuşturmak… Unutulan domatesi aramak için yollara çıkmak gibi. Halbu ki unutulan bir şey yok, eksik bir parça yok, her şey tam ve mükemmel aynen istediğimiz gibi yaratıldı. Tam ve o anda, ne bir eksik ne bir fazla. Ne 10 dakikada seviştik, ne de 10 dakikada yemek yedik. Hepsi ayrımlar dünyasında imgelerin zamanla buluşmuş madde hali.

Senin eksik olduğunu söyleyenlerin, kendi eksiklikleri içindeki durumu sana inandırmaları. Beynin illüzyonu, kandırmacası. Dünya cehennem, sen cennetini ara. Burada olmadı, öbür dünyada. Sanki dünya bir cehennem… Sen iyi ol ve öl, öbür tarafta cennet seni bekliyor. Aynı unutulan domates gibi, 10 dakikada seviş ve yemeğini ye, 10 yılın katlarında yaşa ve sonra cennettesin. Bu arayışta ulaşılacak cennet acaba nasıl bir yer? Gitsek aklımız burada kalır mı? Çok güzel bir yere tatile gittiğinizde 10 gün sonra evinizi özlediğiniz olmuyor mu? Ya dünyayı da özlerseniz? Düşünsenize huriler (kadınlar, huri dediğimde kızmasın siz de kendi cennetinizi yaratın, bu erkek cenneti) ve ırmaklar içinde, hiçbir koşuşturma yokken, tam bir sükûnet içinde; sıkıldım ben, evimi özledim dersen ne olacak? Tamam, çözümü bulduk, süper beyin! Reenkarnasyon var, hazır değilsek bir daha dünyaya geliyoruz. Oh şimdi rahatladık.

Allahtan beynimizin 100’de 1’ini kullanıyoruz. Bir de hepsini kullansak acaba neler yapardık? Cenneti ve cehennemi yarattık, ölümü yarattık beğenmedik, geri geldik, olmadı, diğer âlemi yarattık. Bununla bile baş edemezken bir de beynimizin tamamını kullansak yandık. Şimdiki bölünmüşlüğümüz, zıtlıklar ve ikilem içerisindeki dünyamız, kimbilir kaç parçaya daha bölünürdü? Belki de bu yüzden kullanamıyoruz. Bunu hiç düşündünüz mü? Daha fazla bela açmamak ve sorumluluk almamak için.

Kötülük, kin ve nefret içerisindeki insanlık, beyninin tamamını kullanabilse: Daha hızlı öldürmek, 10 dakikada yok etmek için kimbilir ne üstün teknoloji silahlar geliştirirdi, kimbilir bu sefer o muhteşem beyninde kaç parçaya bölünürdü? Şu anda sadece beynin sağ ve sol tarafını eksik kullanırken, herhalde o zaman yüz parça olmuş fikirler ve on binlerce zıtlıkla uğraşan bir zırdeli olurduk.

Bilmiyorum bunları hiç düşünüyor musun? Bu konu çok önemli olmasaydı, bu yazı seni nasıl bulurdu? Bu herkesin okuyabileceği bir yazı olsaydı seni bulamazdı. O zaman rahatım, incelemeye devam edelim. Ta ki bulunacak hiçbir şey kalmayana kadar. Nasıl? Mümkün değil mi? Her zaman bir şeyler daha vardır, dediğini duyuyorum. O zaman her daim yaratmaya devam ediyoruz. Mutfağımız hep eksik. Domates için gidip gelsek, bu sefer de naneyi unutmuş oluyoruz. Ne istemenin ve ne de daha iyinin sonu yok, yaratmanın sonu yok diyebiliriz.

O zaman her şey bir anda mı oldu? Her şey evrim içerisinde, zaman kavramında mı yaratıldı? Eğer öyleyse kaderimizi şimdi mi yaratıyoruz? Gerçekten bunun böyle olduğuna inanabilir miyiz? Şimdi izleyelim.

Domates eksikti, ama yaratılmıştı. Yani markette vardı. Biz sadece unutmuştuk öyle değil mi? Unuttuğumuzu, aldık. Eğer üşenip de markete gitmezsek, domatesi olmayan bir yemek yaparız, ama bu sadece domatesin yemekte ve evde olmadığı anlamına gelir. Domatesin olmadığı anlamına gelmez. Doğru mu? Yani domates vardır, sadece unutulmuştur. Öyle değil mi? Yani bizler bir şeyi bulmuyoruz ve yaratmıyoruz. Zaten her daim var olan ve hiç yok olmayan şeyleri alıyoruz. Eğer üşenip eşini veya evdeki çalışanı markete gönderirsen, o zaman sana bu dünyada guru diyoruz. Hatta mutfağa girdinde ve domates yok ne yapacağız, diye sorduğunda, hayatım ben aldım bak burada, diyene aydınlanmış diyoruz.

Hepsi bu, olayı bu kadar zorlaştırmaya gerek yok. Git kendi işini kendin gör, sen de ol. Unutma, aydınlanmış ol. Gün gelir de domatesin olmadan, domatesin tadını alarak yersen ve şükredersen buna da inançlı olmak dediğimizi unutma.

Şükür içinde mutluluğu bulanın gerçek ermiş ve olmuş kişi olduğunu hep hatırla. Artık çatışma ve zıtlık yoktur.10 dakika yoktur, çünkü 1 ve 0 yoktur. Domates ne vardır ne de yoktur. Ne her şey vardır ne de yoktur. Ne de senin bunları düşünmeni gerektirecek bir beynin. Beynin diğer organlar gibi asli görevinde olmalı. Yeni bir lisan öğrenmek, uçak mühendisi olmak, meslek sahibi olmak için kullandığın, bu dünya ya ait bir araç. Beynini farklı kullanmak istediğinde, sana devamlı domatesin olmadığını, domatesi bulduğunda nanenin olmadığını söyler durur. Yani bu alışveriş hikâyesi gibi biz sadece unuttuk. Ya da unutturulduk. Bu iş o kadar. Neden unuttuk veya unutturulduk diye soracak olursan; sufilerin dediği gibi dünya işlerine öyle bir daldık ki unuttuk. Öbür dünya ile uğraşırsan, o zaman sen de bu dünyayı unutursun. Üzüntü ve acılarla sana devamlı hatırlatmaya çalışırlar. Çünkü yine ayırımdasın. Bu dünya ve öbür âlem diyerek… Ayrım ve bölünme içinde, yine zıtlık ve iç dünyanda zıtlıkların savaşının devamı. Burası ve diğer yer diye bir şey olmadığını anlayana kadar bu olaylar zinciri devam edecektir. Hoş, bu anlaşılan bir şey değil, hepsi 1 ve tek olgular. Dünya, cennet, cehennem, ölüm ve doğum hepsi, bir hayat... Hepsi 10 dakika. Bu 10 dakikada yaşa. Ol, hep var ol, hatta hep var olduğunu hatırla. İşte o zaman, ol denildiğinde olduğunu anlayacaksın. Enerjini doğru kullandığında, aydınlık seni bulur.

Enerjini olana ve hep var olana dikkatle verdiğinde, anlaşılır olan ve olmayan, çözülebilen ve çözülemeyen her şey netlik kazanır. Bölmediğimizde, ama hiçbir şeyi, enerjimizi bölünmeye vermediğimizde, her şey anlaşılacak, gözler açılacak ve hatırlayacağız. Ama her şeyi hatırlayacağız, geçmişi de hatırlayacağız, geleceği de...

Neden kitabına sahip olmak için tıklayınız.
Ad Soyad

E-Posta Adresi

Telefon Numarası
Firma

Görev





Copyright © 2014 | Asemble anasayfa | hakkımızda | eğitimler | motivasyon konuşmacıları | danışmanlık | organizasyonlar | duyurular | basın odası | paylaş | iletişim